Endonezya

Bali’ye Gitmek için 10 Neden

Bali’ye gitmeden önce bu meşhur ada neye benzer hiç fikrimiz yoktu. Tek aklımıza gelen şey balayı adası olduğuydu. Giden birkaç arkadaşa da sorup “kesin gidin” tavsiyesi alınca araştırmaya koyulduk. Okumaya başladıkça doğal güzelliklerini bir bir to-do listelerimize ekledik. Ama esas gidince farkettik ki aslında Bali bunlardan çok daha fazlasıymış. Bali, fiziki güzelliklere ek olarak aslında bir ruh hali bütünüymüş.

Balililer, Hinduizmin kendi yerel inançlarıyla birleşmiş şekli olan Bali Hinduizmine inanıyorlar. Bu adada din geleneksel hayatın neredeyse tamamını kapsıyor. Çünkü onlara göre tanrılar her şeyde ve her yerde mevcut. Her şey enerjisi iyi ya da kötüye yönelebilen ruhların yerleşebileceği bir yer olarak algılanıyor. Bu sebeple de günlük olarak hep evlerin, dükkanların kapılarına hatta sahilde kumların üstüne minik çiçek sepetinden oluşan üstünde tütsü yakılan adaklar (canang sari) konuyor, bu sebeple bir sürü Balili her gün yollara düşüp irili ufaklı sepetlere yemek koyup tapınaklara gidiyor, bu sebeple adada adım başı her yerde, evlerin içinde, yollarda ve toplamda ortalama 20.000 adet tapınak var. Hal böyle olunca da Bali’ye Tanrılar Adası da deniyor.

Öte yandan Bali’de aktif yanardağlar, göller, nehirler, ormanlar, pirinç tarlaları, kahve tarlaları, şelaleler size görsel bir cümbüş sunuyor. Özellikle motorla giderken kıvrımlı dar yollar manzarayla beraber sizi bir hikayede hissettiriyor. Her şeyden uzakta, doğaya en yakındasınız. Doğaya bu kadar yakın olunca insan özüne dönüyor. Genel bir dinginlik hali çöküyor üstüne. Doğa spiritüellikle birleşince, bu güzellikler karşısında Baliler gibi her gün şükretmeyi hatırladık biz bi kere daha…

A post shared by Mujde & Geoffrey (@jambojomu) on


Özetle Müslüman Endonezya’da Hindu kalmayı başarmış bu ada kültürüyle, doğasıyla, dini inançlarıyla, insanlarıyla, leziz yemekleriyle kesinlikle farklı bir deneyim yaşatıyor.

Tatilin sonunda yaşadığımız negatif kısmı başka bir yazıya bırakıp önce bu adanın bizi nasıl büyülediğiyle başlayalım hikayeye.

İşte Bali’ye bayılmamızın 10 sebebi:

1- Ubud

Bali’nin otantik yanı, olmazsa olmazı! Denpasar’daki havaalanına indikten sonra bir algı problemi yaşadık, modern bir havaalanı ve çıkışında sörf tahtalarıyla gelmiş Avustralyalı turistler… Havaalanından çıktık, aşırı bir trafik, yol kenarında az katlı alışveriş merkezleri ve hatta McDonald’s… Modernlik mi otantiklik mi bekleyeceğimizi bilemeden transfer arabamıza binip Ubud’un yolunu tuttuk.

Yavaş yavaş tarlaların, köylerin içinden geçmeye başladıkça gerçek Bali’ye doğru yolculuk ettiğimizi anladık. 1.5 saat süren yolculuğun ardından Ubud’a vardık. Ubud; güney Bali’ye nazaran hala doğal kalmış, hala yerel hayatı görebileceğiniz, doğal güzelliklere lojistik anlamda yakın olan, bir sürü organik yemek (evet pancarlı çikolatalı cheesecake yedim ve bayıldım bayıldım!) yapan cafe, restoran barındırırken Starbucks’ı da unutmayan, güzel bir pazarı olan, bir sürü yoga merkezinin olduğu tatlı bir yerleşim birimi.

Ubud’da merkezde (çarşı diyelim) ya da çevre köylerindeki nefes kesici vadilere kurulu deli orman manzaralı lüks otellerde konaklamayı seçebilirsiniz. Biz her ikisini de tatmak istediğimiz için önce 3 gece Airbnb ile Ubud merkezde içinde aile tapınağı olan özel bir evde kaldık.

Merkezde homestay ya da özel evde kalmak Bali kültürünü yakından hissetmek için mükemmel bir seçenek. Her ev ve pansiyonun içinde yer alan aile tapınaklarını, her sabah bu tapınaklara ve evlerin girişlerine adak olarak canang sari koyup tütsü yakmalarını görmek bizim için çok mistikti.

Sonra 2 gece de merkeze 10 dakika uzaklıkta olan bir köyde Sungai Ayung Vadisi manzaralı lüks bir villada kaldık. Tabii villanın içindeki duvarlarda süleymancıklar, dışında ise dev besili kertenkeleler de bizimle beraber kaldı 🙂 Bu tarz bazı villalarda banyonun açıkta olduğunu da hatırlatarak, ilk gece biraz korku dolu anlar yaşadığımızı itiraf etmeyelim. Sabah kesin ayrılıyoruz diye yatıp kalktığımızda daha uzun kalmaya karar verdiğimiz bi yer burası. Sabah uyanıp terasa açılan kapıyı aralayıp dışarı adım attığımızda manzara karşısında tüm korkularımızı geride bırakmıştık bile. Kahvaltınızı özel olarak terasınıza getiriyorlar, size sadece nehir sesinin ve orman manzarasının tadını çıkarıp muzlu pancake’inizi yemek kalıyor.

A post shared by Mujde & Geoffrey (@jambojomu) on

2- Doğası, yeşili, taşı toprağı: 

Türkiye’de yeşile, doğaya aç bir şekilde yaşayınca Bali’de kendimizi kaybettik diyebiliriz. Ubud’da kalınca güney Bali’ye nazaran daha çok bakir doğaya erişiminiz oluyor. Buradan günlük gezilerle pirinç tarlalarına, şelalelere ve ormanlara ulaşabilirsiniz.

Tegallalang Pirinç Tarlaları: Bali’ye gidip de buraya uğramayanı dövüyorlar. İlk vardığınızda uzaktan tarlaya bütünsel olarak bakmak içinde olmaktan daha büyüleyici. Yine de tarlaya girmek güzeldi tabii ama kalabalık ve turistik geldi bize. Dar patikalardan turistlerle beraber geçmek biraz zor. Tarlalarından geçmek için tarla sahipleri bağış topluyorlar ondan sonra geçmenize izin veriyorlar. Biz bir tanesine verdikten sonra aynı yolun devamında 2. tarla sahibi de aynı şeyi isteyince ilerlemeden geri döndük.

Jatiluwih Pirinç Tarlaları: İşte bizim gönlümüzde taht kuran yer. Ubud’daki villamızdan 35 dakika sürer diye çıktığımız ve 2 saatte vardığımız (sorun bizde değil ama hakikaten uzakmış!) ve vardığımız an her zorluğa her kaybolmaya değdi dediğimiz Unesco tarafından tanınmış pirinç tarlaları köyü. Bunu gördükten sonra Tegallalang’ın ne kadar ufak olduğunu anlamış olduk. Burası pirinç tarlalarından oluşan bir köy. Giriş 40.000 IDR. İstediğiniz yerlerde durarak kilometrelerce gidiyorsunuz. Kesinlikle ama kesinlikle daha otantik, daha az kalabalık ve çook büyüleyici! Jatiluwih ne mi demek peki? “Gerçekten fevkalade” ya da “gerçek güzel”. Ne farkeder, siz anladınız 🙂

A post shared by Mujde & Geoffrey (@jambojomu) on

Campuhan Tepesi: Jet lag’imizi atlatmaya çalışırken çok uzaklara gitmeyelim deyip burdan başladık keşfimize. Bu yürüyüş size Wos Nehri’nin ikiye böldüğü yemyeşil vadi manzaraları sunuyor ve bir nevi pirinç tarlalarına giriş dersi başlıyor 🙂 Anayoldan giderken sanki otel yoluna giriyormuş gibi Warwick Ibah Luxury Villas tabelasından içeri girdikten sonra motoru az ileriye park edip yokuştan inin. Yürüyüşünüz nehir kenarına komumlanan etkileyici bir tapınakla başlıyor ve hafif bir yokuş içeriyor. Tepeye eriştiğinizde mükemmel bir manzara sizi bekliyor. Biz bu yürüyüşü Karsa Kafe’ye kadar sürdürüp bir molayı hakettik deyip burda mola verdik. Burada pirinç tarlası manzaralı hindistan cevizi sularınızı yudumlayabilirsiniz. Daha ileri gitmeyip burdan sonra geri döndük. Aman dikkat, hava aşırı sıcak oluyor, kendinizi güneş altında hamamböceği gibi hissetmemek için (biz hissettik ordan biliyoruz!) bu yürüyüşe ya sabah erkenden ya da akşamüstü serinlikte başlayın deriz. Sabah 7-8’de başlamış olmak iyi olacaktır. Biz 10:30’da başlayarak hata etmişiz. Buradan sonra yukarıda bahsettiğim Sari Organic’e gidip kendinizi başka bir yürüyüş yolunun ve daha da masalsı bir peyzajın içinde bulabilirsiniz.(Hatta bulmalısınız)

Tegenungan Şelalesi: Yine türlü türlü kayboluşlar, yerel mahallelerden geçerek İngilizce bilmeyen tatlı misafirperver teyzelerin yol tarifleriyle bulduğumuz şelaleye gitmek için biraz efor harcamış olabiliriz. Değdi mi? Kesinlikle. Önce yukarıda şöyle bir uzaktan manzaranın tadını birer Bintang içerek çıkarın, sonra merdivenlerden inip kendinizi şelaleye doğru bırakın. Yani buraya gelirken mayonuzu içinize giymeyi unutmayın 🙂

Ayrıca bizim yapmadığımız, maymun stresi yaşamak istemediğimiz için gitmediğimiz klasik Monkey Forest var. Ne stresi diyebilirsiniz. Gitmeden önce okuduklarımızdan anladık ki maymunlarla dehşet yaşıyor gidenler. Vardıktan sonra bi önünden geçelim dedik, maymunlar caddeye kadar taşmış zaten ve hakikaten birilerinin üstüne atlayıp eşyalarını alma durumları var. Durum böyle olunca biz stresten uzak kalmayı seçtik, karar sizin 🙂

Bir de içimde uhte kalan Mount Batur var. Mount Batur 1917, 1926 ve 1963 yıllarında patlamış olan aktif bir yanardağ. Ruhani açıdan da Bali’nin ikinci önemli dağı. Burada gündoğumu tırmanışı yapmak için gece 2’de yola çıkmak gerekiyordu, biz üşendik ama şu an keşke yapsaydık diyoruz. Tırmanmak için daha ciddi kondisyon ve zaman gerektiren en önemli dağ ise Gunung Agung ama bizde o kondisyon olmadığı için ona heveslenmemiştik bile 🙂

3- Yemekleri

Bali ve Endonezya mutfağına aşık olduk! Sabah kahvaltıda yediğimiz tropik meyveler, sürekli içtiğimiz tropik meyve suları dışında özellikle Ubud’daki restorantlar için bir daha Bali’ye gideriz!

Ubud

Warung Biah Biah: Keyifli salaş bir ortam, aşırı ucuz, kaliteli ve leziz yerel yemekler. O kadar sevdik ki 2 kere gittik buraya. Minik tadımlık tabakları var, söyleyin her şeyi menüdeki!

Waroeng Bernadette: Daha cool bir ortam, biraz daha tasarımsal bir dekor, “Rendang” ıyla meşhur. Rendang’ı deneyip parmaklarımızı yedik.

Three Monkeys: Biraz daha pahalı, füzyon mutfağı. Pirinç tarlasına doğru uzanıyor ve kurbağa sesleri eşliğinde yemek yiyorsunuz. Akşam karanlıkta pek bir şey görünmüyor, gün batımında gitmek daha mantıklı olabilir. Biz akşam gidip sadece tatlı yedik.

Tukies: Bali deyince artık aklıma ilk gelen şeylerden biri de hindistan cevizi. Bu mükemmel meyveyi her yiyecek içecekle entegre etmişler! Bu minik dükkan Ubud’da 2 farklı lokasyonda hizmet veriyor. Yemek sonrası tatlınızı hindistan cevizi dondurması olarak almak istemez misiniz?

Sari Organic- Warung Bodag Maliah: Burası merkezin dışında Campuhan’da yer alıyor, pirinç tarlalarını görebilmek için gündüz gitmenizi tavsiye ederim. Aslında önemli olan nihai hedef değil bu hedefe ulaşırkenki yolculuk olacak bu restorana varırken. Restoranın kendi de pirinç tarlası manzarası sunuyor ayrıca. Bir noktaya kadar motosikletle gidip yol zorlaşınca yürümeye başlayabilirsiniz. Bali’de sürekli Gado Gado salatası yedik ama burdaki kadar lezzetlisine denk gelmedik.

Jimbaran

Gitmeden önce burayı bir Bodrumlu olarak bir nevi Gümüşlük gibi hayal etmiştim, ama baya alakası yokmuş 🙂 Bu koy 4km boyunca uzanan, geniş bir sahil şeridi olan bir okyanus kıyısı, minik bi yer değil yani . Sıra sıra deniz ürünleri restoranları var. Bu sahil şeridi Güney, Orta ve Kuzey restoranlar diye ayrılıyor aslında. Kuzey daha sıkıcı deniyor. Biz Orta ve Güneyi denedik, ambiyans ve lezzet olarak Güney’i tercih ederiz hatta. Gün batımından biraz önce gidip kendinizi güzelce konumlandırıp yemek öncesi gün batımının tadını çıkarabilirsiniz.

Menega Cafe: Güney kesimde yer alıyor. Fix menü alıp kafa rahatlığı yaşamak lazım. Toplam yaklaşık 365.000 IDR (yani 100TL gibi bir şey) kalamar, balık, karides, clam (midye benzeri soslu deniz ürünü) salata, pilav, soslar, 2 bira ve meyve alıyorsunuz. Müthişti!

Lia: Orta kesimde yer alıyor. Aynı ürünler skalasında fix menü fiyatı Menega’ya göre daha uygun (315.000 IDR), ek olarak çorba var ama alkollü içecek fiyata dahil değil. Kalamar ve clam Menega’da daha iyiydi. Hatta Menega’nın sosları da buraya bin basar. Umduğumuzu bulamadık. Ama kötü de değildi tabii sadece buraya giden biri burayı beğenebilir, biz karşılaştırma şansına sahip olduğumuz için diğerini yeğliyoruz.

Ufak bir uyarı, Jimbaran’da öyle bizdeki turistik yerler gibi gece 12’lere kadar mutfaklar açık değil, sahildeki restoranlar yavaş yavaş 10’dan sonra yemek servis etmiyor. Tam da böyle bir gecede Jimbaran’da zar zor aşağıdaki yeri bulduk, olur da böyle bir sıkıntı yaşarsanız aklınızda olsun nispeten geç kapatıyor:

Balique: Vintage ve cool bir mekan, İstanbul Karaköy’deki mekanlarla kapışır. Fiyatları normal Bali fiyatlarına göre yüksek, bizim para birimimize göre ise İstanbul’da yemeğe çıkmış gibi oluyor. Biz signature yemeğiniz ne diye sorarak Ayam Kalas (hindistan cevizi sütlü körili tavuk) yedik, çok da beğendik.

Gili Trawangan

Bu parti adasında da Jimbaran’daki gibi deniz ürünleri restoranları var. Biz denemedik ama Scallywags en meşhurlarından. Eğer bizim gibi her gün üşenmeden nasi goreng, mie goreng, tofu ve tempe yiyebilirim diyenlerdenseniz saat 6’dan sonra kurulan akşam pazarına uğramanız şart.

Green Cafe: Akşam pazarı denilen Pasar Malam’daki en iyi stand. İlk gece başkasını denedik, mükemmel gözükmesine rağmen hiç tat alamadan yemeğimizi yedik. Sonraki günlerde adresimiz belliydi 🙂 Erken gitmeniz önemli, saat 8 gibi çoğu yemek bitiyor. Tatlıları da ayrıca mükemmel. Ucuz olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım.

Tir Na Nog: Burası popüler bir Irish bar aslında. Biz çok kalabalık olmadığı bir saatte gidip deniz kıyısındaki puflarda oturduk. Hindistan cevizli mojito’su beni benden aldı. Hiç içinizi kıymadan hindistan cevizinden naneye bir lezzet geçişi oluyor. Gidip bizim için de için lütfen 🙂

4- Gün Batımları:

Evet tatillerin, hele ki adaların vazgeçilmezidir gün batımları. Hem Bali hem Gili Adaları’ndaki en önemli to-do’muz gün batımına yetişmekti. Özellikle araç olmayan Gili Trawangan’da akşamüstü herkesin bir kıpırdanmaya, bisikletlerine binip adanın gün batımı tarafına doğru aktığını hissetmek ve akışın bir parçası olmak paha biçilemezdi. Havanın 6 gibi erken kararması biraz iki ayağımızı bir pabuca soksa da biz ♥ gün batımları.

Serene Sunset Bar: Gili Trawangan’da gitmeye doyamadığımız, adanın işlek tarafında değil de sakin Batı tarafında yer alan Serene Sunset Bar ismini layıkıyla hak ediyor. Kumların üstündeki salaş koltuklara gömülüp gün batımını beklerken huzur dolacaksınız. İyi bir yer bulabilmek için 5 civarı orda olmakta fayda var. Çok içki çeşidi yok, zencefilli mojito ve normal mojito arasında seçim yapmak çok da zor değil 🙂

A post shared by Mujde & Geoffrey (@jambojomu) on

Single Fin: Uluwatu sörf dalgaları olarak dünyadaki en iyiler arasındaymış. Hal böyle olunca da etrafta bir çok sörfçü ve salaş mekan var. Mekanlar falezler üzerinde. Biz Single Fin’e gün batımından biraz önce gittik, aslında amacımız gün batımıydı ama varınca farkettik ki daha erken gidilirse de günün son demlerinde hala dalga peşinde koşan, pes etmeyip dalga bekleyen sörfçüleri izleyip takılmak mümkün. 5’te oraya gidilirse güzel olur.

Pura Luhur Ulu Watu: Bu tapınak kayalıkların üzerine kurulmuş aşırı etkileyici bir yer. Bir de gün batımı olunca daha da masalsı. Dilerseniz meşhur Kecak Ateş Dansını gün batımında burda da izleyebilirsiniz. (İtiraf ediyorum ben bir Anadolu Ateşi performansı beklemiştim ama danstan ziyade ufak hareketlerden oluşan bir gösteri. Değişik tabii görmek lazım)

Jimbaran Sahili: Upuzun bir sahil hayal edin. Uçsuz bucaksız alabildiğine kum olan bu sahil şeridinde güneş bir başka batıyor. Sonrasında balık restoranlarında bir yemek planlasanız da planlamasanız da genel atmosferi görmek için kesin gidilmeli. Çok uzun olduğu için önceden gideceğiniz yeri planlayıp gitmenizi tavsiye ederiz.

A post shared by Mujde & Geoffrey (@jambojomu) on


5- Tapınaklar

Pura Tanah Lot: Baliler için en önemli ve en çok saygı gösterilen deniz tapınaklarından biri. Bunu zaten adım attığınız an yanınızdan, önünüzden adak kutularıyla geçen çok sayıda yerlileri görünce anlıyorsunuz. Herkes bi acele içinde denizin ortasındaki kayaya varmaya çalışıyor. Siz de kayaya yaklaşabilirsiniz hatta kayanın altında bağış karşılığında kutsal su ile kutsanabilirsiniz ancak kayanın üstündeki tapınağa sadece Baliler girebiliyor. Ortam kesinlikle çok etkileyici. Hal böyle olunca Bali’nin en çok ziyaret edilen ve fotoğraflanan tapınağı da burası oluyor. Genelde gün batımında aşırı kalabalık oluyormuş. Bundan kaçınmak için biz öğleden önce gittik. (yerel ritüelleri en çok burada gördük biz)

Pura Luhur Ulu Watu: Burası da önemli deniz tapınaklarından biri. Adanın güneybatı ucunda yer alan dimdik denize inen nefes kesici kayalıkların üzerinde konumlanmış bu tapınağı görmezseniz bizce Bali’ye gelmiş sayılmazsınız. Ana tapınağın içine sadece Hindular girebilse de kayalıklardan gördüğünüz uçsuz bucaksız Hint Okyanusu yeterince spiritüel oluyor zaten! Aşırı yüksekten aşağıya baktığınızda tek hissettiğiniz şey olan sonsuzluk duygusu karşısında nutkunuz tutuluyor. Burası da tahmin edeceğiniz üzere çok kalabalık oluyor, hele ki gün batımında! Ama gün batımı hakkınızı buraya saklayın deriz. Çünkü Bali’nin farklı yerlerinde izleyebileceğiniz Kecak dansı performansını burada gün batımında izleyebilirsiniz.

Pura Tirta Empul: Bali’nin önemli tapınaklarından biri yine. Pakerisan Nehri’nin kutsal sayılan suları çeşmelerden bir havuza dökülüyor bu su tapınağında. Merdivenlerine oturup arınma ritüeli için havuza girip çeşmelerin altında duranları ve adaklarını bırakıp gidenlerini izleyebilirsiniz. Aşırı kalabalık olmasına rağmen eğlenceli ve mistik bir deneyim.

Gunung Kawi: Burası Bali’nin en eski ve en büyük tarihi anıt ve tapınak kompleksi. Merdivenlerden indikçe sizi önce pirinç tarlaları sonra da nehir ve yeşillik içindeki vadi karşılayacak. Kaya anıtlarının yanı sıra buradaki tapınakta eskiden Budist olan bir kralın meditasyon yapmak için oydurduğu odaları da göreceksiniz. Tüm bu atmosfer ordayken bu spiritüelliği hissetmenize yardımcı oluyor. Komplekse girerken satıcılar biraz rahatsız edici olabiliyor. Ne kadar erken giderseniz hem bu açıdan hem de hava durumu açısından daha rahat edersiniz.

Bir de Bali’nin ikonik imajı olan göl kenarındaki Pura Ulun Danu Bratan tapınağı var ki biz buna hava kararıyor dönmemiz lazım diye gidemediğimiz için en büyük uhtemdir.

6-Gili Adaları 

Bu minik ada üçlüsü Bali’nin komşusu Lombok’a bağlı aslında. O kadar küçükler ki Google maps’te ilk etapta gözükmüyor 🙂 Normalde sadece buraya gitmek için o kadar yol tepilmez ama hazır Bali’ye gitmişken bu adacıklara kaçmak verdiğimiz en doğru karardı. Bali’den hızlı feribotla 1.5 saatte varılıyor. Bali’de olmayan beyaz kum turkuaz denizi burda bulup huzura erdik. Biz Trawangan’da kaldık, günübirlik de Meno’ya geçtik.

Trawangan için parti adası diye çok okumuştuk ama ne tarz olduğunu hayal edemedik gitmeden. Şimdi diyebilirim ki biraz Bodrum Gümbet tarzında mekanlar var gümbür gümbür müzik çalan. Genel olarak adanın doğu kıyılarının denizi güzel, batı tarafının ise denizi güzel değil. Mercan kayalarından ötürü yüzmek mümkün değil Batıda ama günbatımı on numara! Parti tarafı da doğu kıyısının alt kesimlerinde, yani doğuda biraz üste çıktıkça hem gürültüden uzaklaşıp hem de güzel denize yakın olacaksınız. Bu arada güneydeki burunda da çok güzel lüks yerler oteller var, orasının denizi de fena değildi. Lüks istiyorsanız güneyi tercih edin, batıyı değil. Daha bütçeye uygun bir yer için de doğu kıyısının biraz yukarısı diyebiliriz. (Doğu şeridinde çok da yukarı çıkmamakta fayda var, yukarı çıktıkça ortalık baya tenhalaşıyor, her yerde reggae çalıp magic mushroom satan standlar çoğalıyor)

A post shared by Mujde & Geoffrey (@jambojomu) on


Ve gelelim minnoş Meno’ya. Biz burayı çok sevdik. Trawangan’ın kalabalığı, hareketi, gürültüsünden sonra burası cennet gibi geldi bize. Bu adada da en iyi deniz doğu kıyısında ve hatta nokta atışı olarak en iyi kısım Mallias Bungalows’un önü. Kalacak yer olarak da burayı öneririz. Denizde akıntı biraz kuvvetli ama sıkıntı yaratmıyor. Meno tam bir kafa dinleme adası, bungalovunuz ve denizinizden başka pek bir şey yok adada, ıssızlık sıkabilir derseniz belki sadece 1 gece kalabilirsiniz.

Biz gitmedik ama ben Trawangan ile Meno arasında bir şey istiyorum derseniz de Gili Air’i araştırabilirsiniz.

7- Masaj, masaj ve yine masaj

Türkiye’de pahalılıktan yaptıramadığımız tüm masajların acısını çıkarttık Bali’de. Hatta tek derdimiz bugün refleksoloji mi, aromaterapi mi yoksa Bali masajı mı yaptırsam diye karar vermekti 🙂 Otellerde masajlar daha pahalı ama sokaklarda adım başı masaj salonları var. Biz genelde yarım saat 45 dakikalık yaptırdık ve ortalama 12 lira-18 lira ödedik. Tüm gün motorda gezdikten sonra ya da kumsalda yorulduktan sonra kendinizi emin ellere teslim edip şımartmak gibisi var mı? 🙂

8- Her Şeyin Ucuz Olması

Türk olarak Avrupa’da Amerika’da boynu bükük dolaştıktan sonra Bali insana ilaç gibi geliyor 🙂 Yeme içme, masaj, motor kiralama, kalacak yerler, hediyelik eşyalar çok ucuz. Hal böyle olunca da kendimizi kısıtlamadan istediğimiz her şeyi yapmış olmanın ayrı bi keyfi oluyor!

9- Genel Atmosfer

Bali’ye aynı zamanda Tanrılar Adası deniyor. Böyle denmesinin sebebi yoğun yaşanan Hindu kültür ve gelenekleri aslında. Bali’de yürürken tütsü kokusuna alışacaksınız. Her sabah yollara, evlerin önüne, işyerlerine, tapınaklara hatta arabalara konan renkli çiçek sepeti şeklindeki dini adaklar sizin de günlük yaşamınızın bir parçası olacak.  Kısa sürede bir dinginlik, bir şükretme moduna geçtik biz.

Öte yandan adanın güneyine indikçe spiritüel ortamı geride bırakıp bir sörf çılgınlığına doğru geçiş yapıyorsunuz. Her yerde sörfçüler, sörf malzemesi satan dükkanlar, sörfçü barları…

Yani motorla giderken ellerinde adaklık hasır kutular taşıyan insanlar da motorla sörf tahtasını taşıyan yabancı turistler de Bali deneyiminin keyifli birer parçası oluyor.

10- Misafirperver İnsanları

Bali’de herkes çok misafirperver, genel olarak herkes bize yardımcı olmaya çalıştı. Herkes sakin, kendiyle barışık ve güleryüzlü. Ubud’da kaldığımız yerin sahibinin giderken bize yolluk muz ve geleneksel pirinçli bir tatlı koyması mı dersiniz; yol kenarında dini malzemeler satan bir dükkan sahibinin benim ısrarla tüm tütsüleri koklama inadım karşısında anlayışla ve gülümseyerek beklemesi mi dersiniz; başka bir dini malzeme satan dükkandan alışveriş yaparken sorularım karşısında neden tütsü yaktıklarını, neden adaklara yumurta koyduklarıı anlatması mı dersiniz; Gunung Kawi’ye giriş bileti alırken görevliye o sırada yaktıkları tütsü için bunu nereden aldınız dediğimde bana bir tane çıkarıp hediye etmesi mi; yollarda yürürken bir şeyler aradığımızı her farkettiklerinde hemen yardımcı olmaya çalışmaları dersiniz… Hepsi, tüm o güzel insanlar bizim kalbimizde bi yer etti.

Ayrıca bazı ülkelerde rahatsızlık verebilen satıcılar Bali’de abartmıyor, genel olarak bir yapışma bırakmama durumu hiçbir zaman olmadı. İndirimlerini kabul etmezseniz yürüyüp gidebiliyorsunuz. Ayrıca adalarının turistik olmasından gururlu ve memnun olsalar gerek ki seve seve fotoğraflara poz veriyorlar 🙂 Bazı ülkelerde bunu yapmak sıkıntı olabiliyor bazen.

Bunlardan başka sorularınız varsa her zaman bizimle iletişime geçebilirsiniz. Şimdiden iyi gezmeler 🙂

Bunları da Beğenebilirsin

2 Yorum

  • Reply
    Polat Tas
    08/07/2017 at 16:57

    Mukkemmel olmus Mujj.. Baliye gitmeden okuncak ne var deseler bu var derim:) Daha guzel yazilamazdi. Eline saglik.

    • Reply
      jambojomu
      08/07/2017 at 17:03

      Çok teşekkürler canım, beğenmene sevindim :))

Bir Cevap Bırak